Üye Ol / Giriş yap


Sanat

HEYKELLERLE SÜSLÜ İSLAMİ ESER; DİVRİĞİ ULUCAMİ VE DAR-ÜL ŞİFASI

S . HALUK UYGUR 26.08.2019

Divriği

Mimari alanda dünyada bir çok eser gördüm... Çoğu baş yapıt olan eserlerdi bunlar. Ancak bir esere başyapıt diyecekseniz, onu başyapıt yapan özelliklerini de aktarmalısınız ki, sözünüz sıradanlığını kaybedip, değerli hale gelsin.

Örneğin Piramitler birer baş yapıttır. Çünkü günümüzde bile yapıldıkları teknolojinin ne olduğu kavranamamıştır.Hala onların inşa tekniklerini hayretle incelemek durumundayız.

 Roma'daki Pantheon da baş yapıttır. Altında hiç direk olmadan,  43 metrelik kubbesinin neredeyse havada asılı gibi durması, üstelik bunun, bir tanrı evi olarak yapılan binanın anlamına uygun düşmesi, onu baş yapıt yapar.

Selimiye Cami de bir baş yapıttır. Binanın estetik oranlanmasındaki ustalık, içerisine giren ışığın insanlarda göğe yükseliyormuş etkisi oluşturarak Mimar Sinan'ın tanrıya bakışını yansıtması, Selimiye'yi hemencecik bir baş yapıt haline sokar.

Sagrata Familia'da bir baş yapıttır. Barcelona'daki bu kilisede Guido; kadim Gotik mimari ile kendine has sürreal düşünceyi o kadar incelikle birleştirmiştir ki, neredeyse ortaya yeni bir sanat akımı çıkmıştır. Bu da esere baş yapıt olma hakkını tanır.

***

Ama dikkat ederseniz çok önemli bu eserlerin neredeyse hepsi başyapıt olmalarının  hakkını almışlar, tüm dünya tarafından ilgiyle izlenmektedirler. Bu eserlere günde yüzlerce, hatta binlerce insan girip çıkmakta, gezmektedir.

 

HAKKINI ALAMAMIŞ BAŞYAPIT

Sadece mimariyi değil,tüm sanat dallarını düşündüğümde aklıma şu soru takılıp kalır. Acaba başyapıt dediğimiz bu eserler kadar ihtişamla  üretilmiş olup da ,hakettiği değeri bulamayıp unutulmuş, hatta kaybolmuş yapıtlar var mıdır?

Bence hakkında uzun süre düşünülecek, araştırılacak bir soru bu. Hele tüm sanat alanları dediğinizde  daha çok vakit ayırmak zorundasınız. Ama bu kez ilgi alanımız; Mimari... Öyleyse sorumuzu şöyle değiştirebiliriz, bir başyapıt olmakla birlikte kamuoyunun yeterince (yahut neredeyse hiç) tanımadığı, ilgisel haksızlığa uğramış mimari başyapıtlar hangisidir?

Bu soruya cevap olarak hemen söyleyebileceğim bir eser var... Bir kenarda kalmış olması nedeniyle “Ne yazık ki” mi demeliyim, yoksa günümüze kadar sapasağlam gelebilmesi nedeniyle “ne mutlu” mu bilemiyorum, bu yapı Sivas'ın uzak ilçesi Divriği'nde bulunan Ulucami'dir. Ve beraberindeki Dar-ül Şifa... Yani hastane.

Şimdi siz hemen, “Tamam Divriği Ulucami güzel olabilir ama baş yapıt yapan  özellikler nedir, onu duyalım bakalım!” diye beni uyaracaksınız. 

Başımın üzerine… Aktarayım.Ama müsadenizle öncelikle biraz yapıttan, yapıtın sahibi olan beylerden, hanımlardan bahsedeyim.

 

 

AHMED ŞAH İLE TURAN MELEK'İN YAPTIRDIĞI... HÜRREMŞAH'IN YAPTIĞI...

1071 de Yüce Han Alpaslan Anadolu'ya Malazgirt'den girdiğinde, yanındaki büyük komutanlardan biri de Mengücek Gazi isimli bir beydi. Bu bey Erzincan, Kemah ve Divriği'ni alarak kendine bir beylik kurdu. Onun kurduğu  ve merkezinin Divriği olduğu bu beyliğe Mengücekoğulları denilir oldu.

Avrupa Ortaçağ'ın karanlığını yaşarken, Mengücekler Selçuklu'nun bilime dayalı geleneğini Divriği’ne kadar taşıyıp, bölgeye çok önemli eserler bıraktılar. Bu eserlerin en önemlisi ise 1228 yılında Ahmed Şah ve eşi Turan Melek tarafından yaptırılan Divriği Ulucami ve Dar-ül Şifası'dır (İki eser bitişik nizamda olduğu için  birlikte Ulucami diye anılır).

Burada “Ahmed Şah ve eşi Turan Melek” diye yazmamın özel bir nedeni bulunmaktadır. Amacım o dönemlerde Selçuklular'ın kadını erkekle bir tutma özelliklerine dikkat çekmek. Zaten Divriği Ulucami'yi gezdiğinizde sizler de bu eşitliğe şahit olacaksınız. İlmik ilmik işlenmiş taşlarda Bey ile Hatun'un yüceltilmiş birlikteliğini görüvereceksiniz. 

Örneğin eserin Cami kısmını Bey yaptırırken, Şifahane kısmını Hatun inşa ettirmiş. Üstelik her iki binanın birbirine üstünlük kurmadan, aksine birlikte büyüyerek yapılmasına dikkat edilmiş.

 

Eminim ki cami aynı ölçü ve şartlarda ayrı bir yere, hastane ayrı bir yere yapılmış olsaydı ikisinin birlikteliği ile oluşturduğu olumlu etkinin dörtte birini bile hissedemeyecektik.

Burada unutmadan yazmak gerekir; Eserin başmimarı Ahlatlı Hürremşah'tır. Kitabe böyle buyurmaktadır. 

 

NİÇİN BAŞYAPIT?

Gelelim başyapıt olma meselesine...

Cami geleneksel Selçuklu Mimarisi'nin  bir devamı olsa da,  dört adet anıtsal kapısı ile bütün sanat tarihçilerinin dikkatini çekerek, eşsiz ve evrensel bir niteliğe bürünmüş. Ahlatlı Hürremşah isimli bir yapıcının eseri olan bu kapılar, dünya taş işçiliğinin doruk noktasına ulaşacak kadar görkemli bezemelerle süslenmiştir.

 

 

Ayrıca Darül-ül Şifa'nın içindeki bezemeler ile camideki mihrap ve ahşap minber de kapıları destekler. Bezemelerin güzelliği yanında daha da önemli olan bunu yapan ustanın felsefik derinliğini hemen hissedebilmenizdir. Yapılan her figürün felsefe tarihinden çıkmış bir öykünün metaforu olduğu hemen hissediliyor zaten. Ancak izleyici bu figürlere her baktığında kendine göre yeni anlamlar da çıkarabiliyor.

 

HEYKELLE SÜSLENMİŞ  İSLAMİ ESER

Ama daha bitmedi... Eseri eşsiz kılan şeylerden biri de , başka hiçbir islami eserde olmadığı üzere, Dar-ül Şifa'nın taç kapısında  Ahmed Şah ile Turan Melek'in birer heykelinin olmasıdır. Her ne kadar İslam'ın ortaçağı sayılan 1800lü yıllarda heykellerin yüzü tahrip edilmiş olsa da, özellikle Turan Melek heykelinde saç örgüsüne kadar detay görebilmekteyiz. Ayrıca aynı kapının sağdaki sütununun arkasına gizlenmiş şekilde , bir üçgen içinde Ahmed Şah ile Turan Melek'in birer sureti daha bulunmaktadır.

*** 

Kısacası Divriği Ulucami Hürremşah'a ait bir başyapıttır. Unesco eseri “Korunması gereken dünya kültür mirası” olarak tescil ettiğine göre de tescilli bir başyapıttır.

Umarım uzaklığına aldanmaz görmeye gidersiniz. Emin olunuz ki gittiğinize değecek. Gitmişken Divriği Kalesi'ni, restore esilen Divriği Evleri'ni ve yolunuz üzerindeki Kangal Balıklı Kaplıcaları'nı  da görme şansını yakalayacaksınız. 

868
Yorumlar
  • avatar
    Ayla Emrahoglu
    2 Sep 2019

    Hasretle yeniden göreceğimiz günü bekliyoruz.

  • avatar
    Mehmet Cengiz Tümer
    2 Sep 2019

    Üstadım ,kaleminize sağlık. 26 - 29 Ekim tarihlerinde kısmetse gideceğim. Bu on bilgilendirme çok iyi oldu.

  • avatar
    M. Eda Ertorer
    5 Sep 2019

    Çok büyük bir heyecanla görmeyi bekliyorum.

Yorum yap
S . HALUK UYGUR
Diğer yazıları
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA 05.10.2018 tarihinde yayınlandı ve 1508 kez okundu.
BİR STOCKHOLM ÖYKÜSÜ; SAVAŞÇI GÜSTAV İLE BARIŞÇI GÜSTAV 24.10.2018 tarihinde yayınlandı ve 1059 kez okundu.
İKİ TOROS ÖYKÜSÜ ; CAVUR SÜLEKLER İLE GÖĞCİVCİK 13.12.2018 tarihinde yayınlandı ve 2808 kez okundu.
DÜNYANIN İLK ORGAN NAKLİ ADANA'DA YAPILDI... 2500 YIL ÖNCE.... 11.01.2019 tarihinde yayınlandı ve 1701 kez okundu.
GÖBEKLİTEPE’NİN PİCASSOLARI 23.01.2019 tarihinde yayınlandı ve 1256 kez okundu.
METEORA... GÖKTE ASILI DURAN MANASTIRLAR... 20.02.2019 tarihinde yayınlandı ve 943 kez okundu.
DÜNYANIN EN ESKİ YERLEŞİM YERİ 13.04.2019 tarihinde yayınlandı ve 4226 kez okundu.
KARATEPE VE DÜNYA TARİHİNİ DEĞİŞTİREN KADIN, HALET ÇAMBEL 13.06.2019 tarihinde yayınlandı ve 1249 kez okundu.
ADANA ZIRAAT MEKTEBI’NDEN, ANKARA ATATÜRK ORMAN ÇIFTLIĞINE ATATÜRKLÜ BIR YAŞAM; YANOŞ GYORGY’NİN ÖYKÜSÜ -I 03.10.2019 tarihinde yayınlandı ve 1010 kez okundu.