Üye Ol / Giriş yap


Gezi

YALNIZ KULELER

GÜLSÜM ÜNAL 05.10.2018

 

 

YALNIZ KULELER                                                                                                                                                  GÜLSÜM ÜNAL

 

Bir kış masalı yaşamak üzere Kafkas Dağları’nın güney yamaçlarına doğru yola koyulduğumuzda Svaneti’nin ve burada yaşayan Svanların bu masallardaki rollerinin henüz farkında değildik. Amacımız Gürcistan’ın kuzeyindeki dağların ardında, kaba saba dağlı Svanların yaşadığı Mestia’daki, Avrupa’nın en yüksek köyü Ushguli’ de (2200 metre rakımlı) kış yaşamını keşfetmek, fotoğraflamaktı. Doğanın sunduğu güzellikler içinde yol alıp, Enguri Nehri’ni, Ushba Dağı’nı, Skhara Dağı’nı gördükçe doğanın yaydığı masalsı havadan sarhoş olmuş bir şekilde yol alırken, rastladığımız kuleleri merak etmeye başladık. 

Taştan yapılmış küçük evlerin yanında yaklaşık 15 metre yüksekliğindeki görkemli kuleler... O kadar çoktular ki… Saymaya başladık, ama saymayı bir türlü bitiremiyorduk… Bir, iki, üç, dört, beş... on, yirmi, otuz,  otuzsekiz, otuzdokuz... doksan dokuz, yüz... Sekseni tahrip olmuş, 200  civarında kule vardı bölgede... Neredeyse her evin yanında bir kule… Kuleleri saymaya devam ederken, bir yandan da “Acaba bu yüksek dağlar arasında bu kadar çok kule niye yapılır?” sorusu kafamızda dolaşıyordu…

UNESCO tarafından korumaya alınan Uşguli’ye varmamıza az bir zaman kalmışken, yolun kardan kapanması nedeniyle yola devam edemeyince, köyden yardım istemeye karar verdik. Kış mevsiminin acımasız sürdüğü Kaf Dağları’nın eteğine kurulmuş köyde kimse yok diye düşünürken, ilerideki binadan gelen çocuk sesleriyle, köy okuluna yakın olduğumuzu anladık… Çocukların kahkahalarından aldığımız cesaretle de, tanrı misafiri olarak bacası tüten evlerden birinin kapısını çaldık... Kapıyı asık suratlı yaşlı bir adam açtı. Rehberimiz Kenan’dan adının Jana olduğunu öğrendiğimiz adam biraz sonra yüksek sesle "Nino" diye seslendi. İçerden yaşlı bir kadın çıktı. Gürcüce durumuzu özetleyen Kenan’ın konuşmalarından sonra Jana ve Nino rahatladılar.. Biraz önce bizi ürküten asık suratlarının yerini gülümseyen yüzleri aldı ve ısrarla bizi evlerine davet ettiler.

Dışarının insanın tenini donduran soğukluğuna inat içerisi sımsıcaktı… Bu sıcaklığı yaratan sadece kuzinenin içinde yanan odunların yaydığı sıcaklık değil, kuzinenin üzerindeki tencereden gelen mis gibi yemek kokusu ve pişirdikleri yemeği bizimle paylaşmak isteyen yaşlı çiftin içten ısrarıydı... Aslında yaşlı Svan çift ısrar etmeseler de dışarıdaki 2300 metrede olmanın hissettirdiği dondurucu soğuktan bir an evvel uzaklaşmak ve günümüzde bir Svan ailesinin yaşadığı ev nasıldır merakıyla içeri girmeye can atıyorduk…

Yaşlı Nino, Chacha (Çaça) isimli içkilerinden “içinizi ısıtır” diyerek ikram edince,  Jana da coşkulu bir hoş geldin konuşması yapıp, elindeki çaça kadehini  bir dikişte mideye indiriverdi. Böylelikle çaçanın nasıl içileceğini de göstermiş oluyordu. Çaça alkol oranı 70 dereceye kadar yükselebilen, renksiz bir içki… Köylüler çaçayı evlerinde yapıyor ve tekila kadehleri gibi küçücük kadehlere doldurup, nefes almadan bir yudumda içiyorlar… İçki boğazınızdan geçerken vücudunuza bir sıcaklık yayılıyor ve birden bire rahatlayıp, ısındığınızı hissederek üşümemeye başlıyorsunuz… O soğukta denemeden anlatılamayacak bir güzelliği var çaçanın.

İçilen çaçaların verdiği rahatlıkla, pişen yemeğine ilaveler hazırlayan Nino’yu kuzinenin etrafında kendi haline bırakıp, Jana ile sohbeti koyulaştırıyoruz. Sanki bir Anadolu köyündeyiz. Hepimizin merak ettiği kulelerin öyküsü. Jana ise Dedemden şöyle duymuştum diye başlıyor öyküye;

Svanetya’da önceleri her köyde bir aile varken, 1860’larda artık bir köyde birkaç aile yaşamaya başlamış. Aynı aileden önceleri olanlar kendi aralarında evlenemiyorlarmış. Ama zamanla bu durum değişmeye başlamış, çok yakın akrabalar bile birbiriyle evlenmeye başlamışlar. Sert iklimin yaşandığı bölgede yetiştirilen sığırların otlatılması için yetersiz olan otlaklar yüzünden her zaman bir tartışma yaşanıyormuş. Bu çekişmeler devam ederken kadınlarda sığır gibi alınıp, satılarak tarafların anlaşmazlık konularına dahil oluyorlarmış. Büyük dedem İvane de, aileler arasında büyük çekişmelerin yaşandığı bu dönemde torunu Gika’yı komşularının saldırılarından korumak için daha büyük ve sağlam bir kule yapmak üzere çok değerli 5 öküzünü satmış. Torunu Gika için nasırlı elleriyle bütün maharetini ortaya koyup, sevgi ve koruma duygusuyla ördüğü kulenin bugün bile ayakta kalmasına şaşmamak lazım. İvane dedem bu duvarı gece gündüz demeden örerken biz Svanların yaşadığımız vahşi doğasına uygun kafası, ağzı büyük, bacakları kuvvetli, koruyuculuk özelliği çok iyi bir çoban köpeği cinsi olan Kafkas Aslan köpeği Levan’da hiç başından ayrılmazmış… ”

Nino sohbetin bu kısmında Jana’ya sesleniyor. Aralarında tatlı bir çekişme oluyor. Sanırım Nino keşke bunları anlatmasan diyor. Atalarının kadınları ticaret konusu yapması ve bunun günümüzde anlatılması bir kadın olarak Nino’yu biraz rahatsız ediyor. Jana “Bu sert tartışmaların ve saldırıların gerçekleştiği, aileler arasında kan davalarının devam ettiği bir ortamda her evde korunmak için, özellikle evin kadınlarını korumak için bu kuleleri yapmış dedelerimiz” diyerek kulelerin hikayesini bitiriyor…

Her biri ortalama 7 kat olan, en dış kapısı kapatılınca içeri girmenin mümkün olmadığı, katlar arasında, ahşap merdivenle bağlantı bulunan bu kulelerde aynı sülaleden en az 7 aile yaşayabiliyormuş o zamanlar. Eğer içeriye erzaklarını da depolarlarsa barbar saldırılara karşı bir müddet kendilerini koruyabilecekleri küçük kaleler yani bu kuleler. Artık eski barbarlıkların kalmadığı günümüzde savunma amaçlı kullanılamayan kuleler taş evlerin yanında bir başlarına kalıvermişler. Neyse ki UNESCO  bu kültürü farkedip, kuleleri koruma altına almış. Böylelikle yalnız kuleler yıkılmaktan belli ölçüde kurtuldukları gibi arada gelen misafirle yalnızlıklarını paylaşmaya başlamışlar…

Günümüzde Svaneti’nin yalnız kuleleri, endemik bir kültürün kaleleri haline gelmiş durumdalar. Yalnızlaştıkça da gerçek olmaktan bir masal olmaya doğru yol almışlar. Boşuna masallarda bir dağ anlatılacaksa Kaf Dağı ismi kullanılmıyor. Jana ve Nino’nun sıcacık evinden ayrılırken yalnız kulelerden, yeni Svan masallarına doğru yol alıyoruz…

Bizi takip ederseniz onları da size anlatabiliriz.

KAYNAKÇA :

*KAFKAS ÖTESİNİN DAĞLILARI : SVANLAR (Ufuk Tavkul)

http://www.circassiancenter.com/cc-turkiye/arastirma/0481-kafkasotesi.htm

 

1383
Yorumlar
  • avatar
    Metin Yağcı
    8 Nov 2018

    Çok güzel ve değişik bir konu. Kutlarım Gülsüm Hn.

  • avatar
    Hanife uygur
    29 Nov 2018

    Büyülü duyguları yerinde yaşamak gerek. Çok güzel bir yazı olmuş. O günleri yeniden yaşadım.

  • avatar
    Elen ince
    15 Feb 2019

    Tebrikler, şahane bir anlatım ve bilgi yolculuğu. Başarıların daim olsun Gülsüm hanım.

Yorum yap


GÜLSÜM ÜNAL
Diğer yazıları
YEDİ NOKTALI UĞUR BÖCEKLERİ 22.11.2018 tarihinde yayınlandı ve 3059 kez okundu.
BELA BARTOK’UN MAKROKOZMOZ DÜNYASI 25.01.2019 tarihinde yayınlandı ve 1242 kez okundu.
FAHRİ HİYEBANİ MEZARLIĞI MI, BAKÜ HEYKEL SERGİ ALANI MI? 06.04.2019 tarihinde yayınlandı ve 1256 kez okundu.
LASCAUX MAĞARALARINDAN CEZANNE'NA; IŞIĞIN MI YOKSA RENGİN Mİ İZİNDE? 19.06.2019 tarihinde yayınlandı ve 1099 kez okundu.
TÜRKİYE’NİN İLK VE TEK BİYOSFER REZERVİNİ BİLİYOR MUSUNUZ? ARTVİN- CAMİLİ (MACAHEL) 11.10.2019 tarihinde yayınlandı ve 916 kez okundu.