Üye Ol / Giriş yap


Deneme

KALEMİN ROTASI

ÇETİN YİĞENOĞLU 05.10.2018

KALEMİN ROTASI                                                                                                                                ÇETİN YİĞENOĞLU

 

Toroslar'ın Bolkarlar Bölümü

                                                                                                                                                                                                                                                    Bana göre Çukurova’yla Toroslar dünyanın merkezidir!

Bazı yazılarımda zaman zaman bu konuya değinip gerekçelerimi anlattım. Altınrota’da yazma kararı verme sürecinde ilk tümcedeki sav yine yalayıp geçti düşüncelerimi. Bu zorlu savın gerekçelerini elden geldiğince açıklamaya çalışmadan önce Altınrota’da yazacağım yazıların türünü, biçimini, biçemini belirleme zorunluluğu da dayattı kendini. İlk yazı, daha sonra yazılacak yazılar için tasarlanan biçimin, biçemin manifestosu gibi algılanır ya... Gelenek böyle söylüyor, ne de olsa. Nasıl bir yazı disiplini seçilecek, içerik, tür? Hangi yaklaşımla, hangi açıdan (perspektif) yaklaşılacak konuya, konulara?

Okumaya başladığınız Altınrota dergisi, bazı yabancı dillerdeki tanımlamalara göre “on line” ya da “dijital” yöntemle/teknik olanakla yayınlanacak. Böylece, dünyanın her yerinde okunabilecek dergi, bizim Uluslararası Çukurova Sanat Günleri’nin (UÇSG)  ana izleği “Yerelden ulusala, ulusaldan evrensele”yi çağrıştırıyor bu yönüyle. Dergi Adana, Çukurova, Toroslar, doğallıkla Doğu Akdeniz bağlantılı çalışmaları (fotoğraf, gezi, izlenim, röfortaj vs.) yayımlayarak bölgemiz için özel bir “misyon” yükümlenmiş durumda. İster bölgeyle ilgili bir çalışma, ister dünyanın bir başka bölgesiyle olsun, Altınrota’nın rotası Çukurova’ya, Toroslar’a kırılacak her zaman. Özcesi, her yol Çukurova’ya, Toroslar’a, Doğu Akdeniz’e çıkacak ya da çıkması, bağlantılandırılmasına çalışılmış yayın yönetimince içerik, yayın politikası tasarlanırken.

Bu, bir yanıyla çok kolay. Çukurova’da iz bırakmamış ya da bir biçimde yolu bölgeye düşmemiş çok az ulusun, toplumun olduğu savunulabilir, rahatlıkla. Kimi emperyal amaçlarla gelmiş, koloniler kurmuş, yüzlerce yıl iliğini sömürmüş bölgenin, bölge halkının. Kimi, örneğin Gılgamış, ölümsüzlüğü aramak için -bize göre- Toroslar’a gelmiş. Gılgamış’ın aradığını Dioscorides Pedanius Çukurova’da bulmuş. Bir de kitap yazmış Materia Medica isimli.

 

Şimdi Altınrota’nın herhangi bir sanatçısı Mezopotamya’ya, eskil Uruk kenti coğrafyasına gidecek de oradaki verileri bu sayfalara taşırken Gılgamış’ın kesip, Fırat’a yuvarlayarak ülkesine gönderdiği sedir ağaçlarını, anavatanı Toroslar’ı, Gürümze’yi anlatmadan durabilir mi? Bu yanıyla eksik olmaz mı yazı?

Yine aynı biçimde Viyana’ya giden başka bir sanatçı dost, büyüleyici Viyana kütüphanesine gidip de aklıevvel bir padişahın babasının malını bağışlar gibi Avusturyalı bir uyanığa armağan ettiği Materia Medica’yı anlatırken Çukurova’yı, Misis köprüsünü, yelin aldığı ölümsüzlük formülünü anlatmazsa olur mu?

Bir nedenle Mekke’ye giden, İslamın turistik yanını, devre mülk yöntemiyle kurulmuş “towers”leri anlatan, görüntüleyen bir sanatçı, bugün birkaç saatlik uçuşla geçilen dünün büyük hac yolunda Adana’yı, Çukurova’yı, konaklama merkezlerini, hacıları soyan eşkıyaları, zorlu yolculukları anlatmazsa işini tam yapmış sayılabilir mi?

Örnekler çok…

Alman tarihinin en görkemli imparatorlarından 1. Friedrich Barbarossa’nın boğularak öldüğünü belirtmeden bir Alman’a Göksu, Sertavul geçidi nasıl anlatılabilir?

Otuzlu yaşların başında ölmeden “büyük” nitemini kazanan İskender’in Tarsus’ta yeni çözülmüş buz gibi kar suyunda yüzünce zatürre olması, bunun da genç yaşta ölümüne neden olan temel etmenlerin başında gelmesi, Makedonlara, hayranlarına, ilgililere Berdan’dan söz etmeden anlatılabilir mi?

Adana, Çukurova, Toroslar dünyanın merkezi, denildiğinde şöyle de düşünülebilir:

Başta manyetik gücü, çok yönlü bileşeni olan bir çekim gücüyle yarattığı merkez algısı mı yol açıyor acaba bu sava?

Sanmıyoruz.

Toroslar, bir kez, dünyada az sayıdaki kozmik dağdan biri olmasıyla hak ediyor bu nitemi.  Uzakdoğu’dan Anadolu’ya gelen (ipek yolu) en kısa karayolunun hâlâ İskenderun Körfezi’ne çıkması, buradan gerek Afrika’ya, gerekse eski Hitit Dağyolu, Gülek Boğazı ya da Sertavul geçidi aracılığıyla Anadolu içlerine, Avrupa’ya ulaşımın gerçekleştirilmesiyle de bir merkez, bir köprüdür.

Toroslar'ın Aladağlar bölümü 4000 yıl önce Hitit Dağ Yolu'na geçit vermiş 

Bu bağlamda, Çukurova’daki kuş cennetlerine değinmeden geçilebilir mi? Her yıl Afrika’dan, Çukurova üzerinden Asya’ya, Avrupa’ya yapılan kuş göçleri, kuşların, Etiyopya’dan, Moritanya’dan, kıta derinliklerindeki herhangi bir yerden getirdiği polenlerin savrulduğu Anadolu’da nasıl çimlendiğinden, kökeninden, anavatanını anlatan öyküler yazmadan olur mu? Bu ara Anadolu diyagonalinin (Anadolu Çatalı) gizemi, gizemleri irdelenmeden geçilebilir mi? Anadolu diyagonali acaba hangi çağrışımlara yol açar bölgeyle ilintili yazılacak öykülerde?

Göçmen kuşlar, vatanları, gezdiği, dolaştığı yöreler söz konusu merkezle ilintilendirilerek anlatılır da, dünyanın birçok yerinden bölgeye gelen göçmenler, geldikleri yerler nasıl anlatılmaz? Her bir etnik grupta sosyolojik derinlikleri olan sayısız öykünün (göçlerin getirdiği öyküler) yazılmayı beklediği ıskalanabilir mi?

Bölgenin dünden bugüne gizemini çözmek, başka dünyadakilere anlatabilmek için başta Karadenizli Coğrafyacı Strabon, Marko Polo, Evliya Çelebi gibi birçok gezgin, bilim insanı, devlet adamı, politikacı, casus, tarihi eser, endemik bitki kaçakçısı gelmiş, karış karış gezmişti. Geliş nedenleri farklı olsa da Altınrota’ya kırmışlardı dümenlerini. Tümü de çok değerli eserler bıraktı arkalarında. Söz konusu birikimlere bugün baktığımızda ne denli

değerli olurlarsa olsunlar öyle yetersiz görünürler ki bizim baktığımız açıdan bakıldığında.

İşte, bunun bilincindeki İşte, bunun bilincindeki Altınrota emekçileri, bir ayağını Çukurova’ya, Toroslar’a basarak Arjantin’den Vietnam’a, Edirne’den Hakkari’ye, nereye giderlerse yolculuklarını farklı enstantanelerle renklendirecekler. Doğallıkla yazıları, yapıtları tür olarak biraz gezi izleği izlenimi verecek. Gezi yazıları fotoğraflarla da desteklenince genel olarak tanıtıcı, bilgilendirici, daha da ötesi yönlendirici nitelikleriyle ortaya çıkacak. Altınrota da bu yönünü gizlemiyor zaten. Hiçbir çıkar göz etmeden dümeni Çukurova’ya, Toroslar’a (Çukurova için, Toroslar için) kırdıklarını açık yüreklilikle söylüyorlar.

Bizim işimiz ise Doğu Akdeniz’den kuzeye, dünyaya savrulan, sonra kuzeyden gelip gözyaşlarına boğularak Doğu Akdeniz’le buluşan bulutları anlatmaya çalışmak gibi olacak belki de biraz. Bize göre gezi yazılarının en keyiflileri damakta tat bırakan deneme türü yazılardır. Biz, iddialı olmamakla birlikte kalemin dümenini bu tür yazılara kırmaya çalışacağımızı belirterek bir “merhaba” diyelim.

Fotoğraflar; S. Haluk Uygur

2288
Yorum yap


ÇETİN YİĞENOĞLU
Diğer yazıları
TOROSLAR, ÇUKUROVA DÜNYANIN MERKEZİ-1 (VERİMLİ HİLAL VE ÜÇÜNCÜ DELTA) 22.01.2019 tarihinde yayınlandı ve 3466 kez okundu.
TOROSLAR, ÇUKUROVA DÜNYANIN MERKEZİ-2 02.04.2019 tarihinde yayınlandı ve 2957 kez okundu.
TOROSLAR, ÇUKUROVA DÜNYANIN MERKEZI-3; DÜŞSEL SAVIN İZİNDE 25.06.2019 tarihinde yayınlandı ve 2490 kez okundu.
ROTA 3. DELTA 23.09.2019 tarihinde yayınlandı ve 1428 kez okundu.
ZAMANDA "TARSUSİ" BİR GEZİNTİ... (*) 28.01.2020 tarihinde yayınlandı ve 2687 kez okundu.