Üye Ol / Giriş yap


Gezi

ANTİK PİSİDİA’NIN GİZLİ KALMIŞ BAŞKENTİ - SAGALASSOS

PELİN EMRAHOĞLU 11.02.2021

Seyahat etmek bir çoğumuzun hayali. Uzun bir süreden beri çok uzakta olmayan ama pek de bilinmeyen bir coğrafya parçasını keşfetmek için arayış içindeydim. Harita başına geçiyor, gezi sitelerini karıştırıyor, istediğim gibi bir yer bulamayınca vazgeçiyordum. Bir gün işim gereği okuduğum ekonomi ile ilgili köşe yazarlarından biri,  Burdur’un Ağlasun ilçesi sınırları içerisinde, antik Sagalassos kenti yakınında inşa edilmiş bir dağ otelinde ekonomik bir çalıştaya katıldığından bahsediyor ve bu antik kent için “İzmir için Efes ne kadar değerliyse, Burdur için de Sagalassos o kadar kıymetlidir” diyor.

Ancak ben bu antik kentin adını daha önce duymamış olmamın utancı içinde hemen ilk gezi planımıza alıyorum. Bir sonbahar mevsiminde, planımız elimizde, hep detaylı gezmek istediğim Göller Bölgesi’ne hareket ediyoruz.

Gezi güzergahımız üzerinde bulunan Beyşehir Gölü, Eğirdir Gölü, Isparta Gölcük Tabiat Parkı, Kovada Gölü Milli Parkı ve Burdur Gölü’nün sonbahar renk cümbüşünü seyrederek yaptığımız yolculuktan bahsetmeyeceğim.  Birkaç fotoğraf paylaşmam yeterli olacaktır o büyülü güzellikleri anlatmaya. Hedefimiz belli.  Bugün artık dünya çapında tanınan Sagalassos’a ulaşmak için önce bizi Ağlasun kasabası karşılıyor. Arabayla yaklaşık iki kilometreye yakın  bir yüksekliğe çıktıktan sonra yolun sonunda, o meşhur Pisidialıların yaşadığı Sagalassos bizi tepede bekliyor.

Mağara, tapınak ve kaya mezarlarıyla dantel gibi işlenmiş tepeler. Yüzyılların kültürel izini örterek saklamış topraklar. Suları, dağları, bağları, dereleri, pınarları, vadileri, şelaleleri var bu bölgenin.

Yukarıya nefes nefese tırmanmaya başlıyoruz. Tepede göz alabildiğine sonsuz açıklıkta bir manzara var.  Öyle bir yere kurulmuş ki etrafı dağlarla çevrili, ağaçlıklı, uçsuz bucaksız yaylalara bakan, nefes kesen bir manzaraya sahip. Aşağıda olağanüstü bir vadi var ve bu vadiye bakınca mavinin en güzel tonlarını görebiliyorsunuz.

Dünyanın en güzel antik yerleşim yerlerinden biriyle karşılaşacağımı hiç beklemiyordum. Çok duyulmuş mu? Dünyada tanınıyor, ama bizler yeni yeni duyuyoruz. Sagalassos’un diğer antik kentlerden yerleşim yeri itibariyle daha şanslı olduğunu ilk başta hemen anlıyorsunuz.

Pisidia, Göller Bölgesi’nde neolitik çağlardan itibaren yerleşim görmüş dağlık ve sulak bir bölgedir. Pisidialılar ise antik çağ yazarlarına göre özgürlüklerine düşkün, dağlarda yaşayan cenkçi bir kavim olarak bilinirler.  Sagalassos ise Pisidia bölgesinin baş şehri. Roma dönemi mimarisinin görkemli örnekleriyle şöhret kazanmış olsa da, kazılarda yerleşmenin M.Ö. 10.yy’a uzandığı veriler bulunmuş.

Sagalassos, 1706 yılında Fransız gezgin Paul Lucas tarafından keşfedilir. Yusuf Erkan’ın Atlas Dergisi’nde yazdığına göre kalıntılar Lucas’ı o kadar etkiler ki; “Bulduklarını gerçekte var olmuş şehirler yerine perilerin oturduğu mekanlar olarak” yorumlar. Kenti 1838’de gezen Fellows’un “Yukarı çıkıp da müthiş bir kentin kalıntılarını gördüğüm zaman hayretten dilim tutuldu, saatlerce konuşamadım” şeklinde şaşkınlıkla anlattığı bir kenttir Sagalassos.

Belçikalı, Türk ve İngiliz bilim insanlarından oluşan ekip 1985-1988 yılları arasında kurtarma kazıları yapmaya başlamışlar.  90’lı yıllardan itibaren ise eserler orijinal yerlerinde yeniden hayata döndürülmek için hala çalışılmaktadır. Burası dünyaca büyük bir arkeoloji projesidir.

Yunanlı tarihçi Ksefenos, bu kentte Anadolu halklarından biri olan Solimlerin yaşadığından bahseder.  Solimler dağların eteklerinde kurdukları kentlerde yaşayan gözü pek savaşçı bir halktır. Hafif silahlarla savaşırlar, geçimlerini yağma ve soygunla sağlarlarmış. Büyük İskender kenti kuşattığında büyük dirençle karşılaşmış. Sagalassosluların kentlerini savundukları tepeye bugün İskender Tepesi adı verilmiş.  Stratejik olarak çok önemli olan bu tepede çatışmanın sonunda Büyük İskender’in ordusu barbar, savaşçı Sagalassosluları yenmiş ve kenti ele geçirmiş. İskender’in burayı almak için tüm ordusunu o yüksekliğe sürmesine hiç şaşırmamak lazım. Bu tarihten sonra Sagalassos Helenistik dünyanın bir parçası haline gelmiş.

Roma hakimiyetine girdikten sonra kentin hem Anadolu’nun içlerine hem de Ege ve Akdeniz limanlarına ulaşım kolaylığı sağlanmış. Bu ticareti geliştiren en önemli etkenlerden birisi olmuş.  Dağlarla çevrili olduğu için çok bol su kaynaklarına sahip olması tarımı ön plana çıkarmış. Ayrıca metal eşya üretmek için maden cevheri de sunmuş bu dağlar. Toprağının killi olması nedeniyle çömlekçilik, seramik yapımı çok fazla gelişmiş. Sagalassos yapımı şarap mataraları Anadolu’nun başka kentlerinde, Mısır’da ve Kartaca’da yapılan kazılarda bulunmuş. Tüm bu koşullar Sagalassos’u çok zengin ve itibarlı bir şehir haline getirmiş.

Roma İmparatorluğu döneminde buraya yerleşim sağlandıktan sonra şehri aşağı agora ve yukarı agora olarak ikiye ayırmışlar. Yukarı agora daha çok yönetim kısmının ve zengin ailelerin yaşadığı bölüm. Aşağı agora ise tüm ticaretin yani Sagalassos’da günlük hayatın geçtiği yer. Sağlı sollu sütunlarla süslü yolda alış veriş, yemek içmek için yapılmış dükkan kalıntıları ortaya çıkarılmış. O dönemde ünlü olan ve çok bilindik kişilerin tamamının heykellerini yapmışlar buraya.

Roma İmparatoru Hadrianus döneminde girişilen görkemli imar faaliyetlerine,  Antonius Pius ve Roma’nın filozof imparatoru Marcus Aurelius dönemlerinde de devam edilir.

Roma İmparatoru Hadrianus’un,  Sagalassos’a Pisidia eyaletinin  birinci kenti ünvanı vermesiyle en büyük anıtlar inşa edilir. Roma İmparatorları arasında “Beş İyi İmparator”un üçüncüsü olan Hadrianus’un inşaat projelerine çok önem verdiği bilinir. Hatta inşa ettirdiği en meşhur yapılar arasında Roma’daki Pantheon’un en önde geldiğini duyunca, Sagalassos’da ki zengin mimariye şaşırmamak gerektiğini anladım.

Çok ileri bir medeniyete sahip olmuş, sonrasında hastalıktı, depremlerdi derken kent yavaş yavaş terk edilmiş olsa da felaketlere rağmen yaşam M.S. 13. yüzyıla kadar sürmüş.

Sarp bir yamaca kurulu Sagalassos’un bu kadar korunarak bugünlere ulaşmış olmasının nedeni ise, depremler sonucu yamaçlardan akan toprağın bu kentin üzerini örtmesi olmuş. Bu nedenle günümüze kadar talan edilmeden gelebilmiş.

Burada çok görkemli eserler olmakla birlikte ikisinden bahsetmeden geçemeyeceğim. Birisi Antik Tiyatro, diğeri ise Antoninler Çeşmesi.

Sagalassos M.S. 150 yılında Pisidia bölgesinin kültürel baş şehri ilan edilince, kültürel faaliyetler için mekanlar yapılıyor. Bunların başında, dünyanın en yüksek rakımında yer alan tiyatro olma özelliğine sahip, şehir nüfusunun neredeyse iki katını karşılayacak büyüklükte yapılan tiyatro, sadece Sagalassos değil çevre yerleşim yerlerinden gelecek konuklar düşünülerek de planlanmış. Tiyatro için 1870 yılında Charles Adwers diye bir seyyah; “Şimdiye kadar gözlerimin gördüğü en güzel naturel manzaralı sahneli tiyatro binası” olarak tanımlıyor. 

Ya binlerce yıldır antik suların aktığı Antoninler Çeşmesi;

Ben hayatımda böyle görkemli çeşme görmedim. Dünyada yaklaşık iki bin yıl önce yapılıp da  hala su akan tek çeşme olduğu söyleniyor. Binlerce yıldır hiç kesilmemiş gibi akan çeşmesi, Roma İmparatoru Marcus Aurelius zamanında M.S. 161-180 yılları arasında yapılmış ve tanrı Dionysos’a ithaf edilmiş.  Antoninler Çeşmesi Sagalassos’daki pek çok anıt gibi zengin heykellerle süslenmiş. Bu çeşmede şarap ve keyif tanrısı Dionysos’a ait heykeller var. Sarhoş Dionysos ve Satyr, adalet ve intikam tanrıçası Nemesis, ışığın ve sanatın tanrısı Apollo, tıbbın ve sağlığın tanrısı Asklepios, güzellik tanrıçası Afrodit, kanatlı zafer tanrıçası Nike gibi.  Bu pahalı heykeller Anadolu’nun önemli heykel atölyelerinden gelen özellikle Aphrodisias’lı heykeltıraşlarca ustaca yontulmuş. Çeşmede kopyaları yer alan heykellerin asılları Burdur müzesinde sergilenmekte.

Sagalassos’da beş tane anıtsal çeşme var ve iki tanesinden orijinal kaynaklarından su akması yeniden sağlanmış. Bu çeşmelerdeki sanatsal zerafet ne heyecan verici bir durum. Aslında neredeyse binlerce yıldır birçok medeniyetin su içtiği Helenistik Çeşme için bile gidilebilir Sagalassos’a. Hele ki Antoninler Çeşmesi’nin altına girip su içmeyi sakın ihmal etmeyin, çünkü güzelliğe güzellik kattığı söyleniyor. Koç Holding sponsorluğunda yeniden ayağa kaldırılan bu muhteşem anıt için ne kadar minnettar olsak azdır.

Bunların yanında zemininde mozaiklerle Troya Savaşı’nın tasvir edildiği  Halk (Neon) Kütüphanesi, Cladius Kemerleri, Tiberius Dönemi Kapısı, Adrian Heykeli, Marcus Aurelius Heykeli, Ares, Herkül, Hermes, Zeus, Athena ve Poseidon büstleri,  Dorik Çeşme, Hadrian Çeşmesi, İmparatorluk hamamları; hangi birini anlatacağımı şaşırdım.

Ancak ;

Sagalassos’un en yüksek tepelerinden birinde yer alan görkemli bir anıt var ki; Heroon yani bir kahraman anıtı. Bu zafer anıtının üzerinde el ele tutuşup dans eden kızlar frizinin orijinallerini mutlaka ama mutlaka  Burdur Müzesi’nde görmelisiniz. Adeta müzikal bir gösteride hissettim kendimi. Yan flüt çalan melek, lir çalan Apollon heykeli, kitara çalan bir figür, halay çeken tüller içindeki kızlar.  Sagalassos çok kullanılan yollar üzerinde olmadığından bu eserlerin kolaylıkla kaçırılamamış olması ve ülkemizde kalabilmiş olmaları büyük şans.

Sagalassos’dan toplanan olağanüstü eserler, en güzel parçalar Burdur Müzesi’nde sergileniyor. Burası baştan başa bir efsane. Ancak kenti daha iyi anlayabilmek için önce müzenin gezilmesini tavsiye ederim.

Antik Yunan dünyasının tanrılarına ait heykellerle dolu; ilk sıralarda Zeus, Hera, Apollon, Aphrodite Poseidon, Athena ve mitolojinin diğer devleri. Heykellerin büyüleyici olmalarından ziyade Beş Büyük Roma İmparatorlarından olan Hadrian ve Marcus Auralius’a ait dev heykeller burada sergileniyor. Ancak portreleri dışında sadece boyumdan büyük  bacaklarını görebildik. Çok çok etkileyiciydi. İmparator Hadrian’a ait heykel portrenin, dünyada sayılı bulunan portreleri arasında en iyisi olduğu kabul görmüş.

Çok güzel bir müze sevgili dostlar.

Dört gün sonunda gördüklerimi düşününce burası ve çevresi görülmeye değer yerler.

Ben gittim, gezdim, döndüm ama doyamadım. Sagalassos muhteşem bir tat bıraktı bizde. Belki bir gün yine gitmeyi çok isterim.

Fotoğraflar: Pelin-Kadir Emrahoğlu

403
Yorumlar
  • avatar
    Semiran Bahcivan
    11 Feb 2021

    Sevgili Pelin, daha önce anlattiğinizda bu kadarını hayal edememiştim. Fotoğraflar, bu güzel anlatımı güçlendirmiş. Kadir ve senin elinize, yüreğinize sağlık... Artık , bana da uzak olmayan bu kenti ve müzeyi en kısa sürede gezebilmeyi istiyorum.

  • avatar
    Meral Tosun
    11 Feb 2021

    Tarihin derinliklerinden günümüze gelebilmiş bu muhteşem anıt bölgeyi tanıttığınız için teşekkürler. Gerçekten defalarca gezmeyi hakediyor. Biz de ailecek mayıs güllerinin açtığı mevsimde ziyaret etmiş ve büyülenmiştik. Antik kentin sarhoşluğu geçmeden gül bahçesi içindeki otelimizde uçsuz bucaksız ovayı seyrederek geçirilen akşam ve kuş sesleri gül kokuları ile uyanmak ruhlara şifa. Kaleminize sağlık.

  • avatar
    Ayla Emrahoğlu
    17 Feb 2021

    Sevgili Pelin emeklerinize sağlık. O kadar güzel anlatmışsın ki görmüş gibi oldum.Umarim senin anlatımın ile birlikte de görürüz

Yorum yap
PELİN EMRAHOĞLU
Diğer yazıları
Yazara ait yazı bulunamadı.


PELİN EMRAHOĞLU
Diğer yazıları
Yazara ait yazı bulunamadı.