Üye Ol / Giriş yap


Tarih

KİLİKYA’YA YOLCULUK YA DA VİCTOR LANGLOİS

AHMET KARATAŞ 26.08.2020

Asya’nın görkemi, şehirlere yayıldı.” diyen Ovidius, çağdaşlarına olduğu kadar, elbette gelecek kuşaklara da, önemli bir mesajı iletme amacındadır. “ Asya, keşiflere açılabilecek en geniş alandır.” Doğu’nun bereketli ülkelerinden olan Asya ve Anadolu, batılılar tarafından usanmaksızın ziyaret edilmekteydi. Köklerini antik çağda arayan modern Avrupa ulusları; yaşam, bilim ve sanatı derinleştirmenin yollarını aramaktaydılar. Bu inanç ve kararlılık sonucu batılı seyyahlar; başta Asya ve Anadolu olmak üzere, yer kürenin tüm ülkelerini karış karış gezerek, burada yaşamış imparatorlukları ve dünyayı değiştirmiş olaylara tanık olmuş bu toprakları araştırarak, üstlenmiş oldukları büyük misyonlarını tamamlayacaklardır.

Fransız Eğitim Bakanlığı tarafından,  “Kilikya’yı keşfetmek, haritasını çıkarmak, önemli anıtların çizimlerini yapmak ve yazıtları yazıya geçirmek üzere” 1852’de görevlendirilen Victor Langlois, “Kilikya’ya Yolculuk” adlı kitabında, gördüklerini ve yaşadıklarını, tüm çıplaklığı ve gerçekliği içinde anlatıyor. Kilikya’nın; topografyadan doğa tarihine; siyasi durumdan dil ve dinlere; ticaret ve sanayiden tarıma; idari yapıdan Kilikya tarihinin kısa bir özetine kadar;  hatta yolculuk günlüğünden tüm Kilikya şehirlerine kadar, izlenimlerini sansür uygulamadan, ayrıntılı biçimde anlatıyor. Zengin gravürler yanında, istatistiki bilgileri de içeren raporunu, Fransız Hükümeti’ne sunan Bay Langlois, Toros Dağları’ndaki coğrafi ve arkeolojik keşiflerini gururla sunuyor.

Victor Langlois; 1829-1869 tarihleri arasında yaşamış; Fransız tarihçi, arkeolog ve orta çağ araştırmalarında uzmanlaşmış bir oryantalisttir. Özellikle Ermeni tarihi ve kültürü üzerine yaptığı çalışmalarla tanınmaktadır. Fransız Hükümetinin amaçlarına hizmet etmesi için yeterli sayılabilecek bir kariyere sahiptir. İyi denilebilecek bir eğitimin hemen arkasından 1852’de, henüz 23 yaşında olduğu bir dönemde, Ermeni nüfusunun yoğun olduğu Kilikya Bölgesi’ni ziyaret etme emrini alır. Fransızca, Ermenice, Almanca, Farsça ve Türkçe bilen Langlois, “Kilikya’yı Tanıma Projesi” gereğince, ekip başı olarak görev verilir. Kendisine Tarsus Konsolosu mihmandar olarak yardımcı olur.

Charles Victor Langlois, 1853 yılına kadar Kilikya’da yani bugünkü karşılığı ile Çukurova’da kalır. Fransız Hükümeti’nin verdiği görevi kusursuz olarak yerine getiren Langlois; Ermeni krallarının lahitlerini, kitabelerindeki yazıları ve şekillerin kopyalarını alır ve raporunu sunar. Gravür ustası Saunier’in eşsiz çizimleri ve kendilerine öncesinde verilen özet bilgileri yeniden teyit ederek, muntazam bir seyahatnameyi ortaya çıkarır. Başkaları tarafından bilinmesinde sakıncası olmayan bilgi ve bulguları da “Voyages dans la Cilicie et dans Les Montagnes du Taurus” adıyla, 1861’de Paris’te yayınlanır. “Kilikya ve Toros Dağları’nda Seyahatler” anlamına gelen bu eserin etkisi, özellikle hem oryantalistler için, hem de Osmanlı’da yaşayan aydınlar için büyük olur. Çok geçmeden, Çukurova ve çevresi hakkında yetkin ve ayrıntılı bir eser olarak anılmaya başlar.

“Eski Kilikya” adını taşıyan ve M. Rahmi Balaban tarafından özet çevirisi yapılan bu kitap, Mersin Halkevi Yayınları içinde, 1947’de 76 sayfa olarak yayımlanır. Aradan bunca yıl geçtikten sonra; çevirisini Ayşe Ateşoğlu, çeviri ve baskı editörlüğünü S.Haluk Uygur’un yaptığı bu dev yapıt, ilgililere sunulmak üzere hazırlandı. Eski Kilikya hakkında yapılan çalışmalarda en fazla atıf yapılan eserlerin başında gelen bu seyahatnamenin, Türkçe olarak basılacak olması, bu bölge adına yapılabilecek hizmetlerin başında gelmektedir, hiç kuşkusuz. Sayın Ayşe Ateşoğlu ile S.Haluk Uygur’a minnet ve teşekkür ötesinde borcumuz olmalıdır şüphesiz… 

Kilikya adı; tarihsel süreçlere bağlı olarak, farklı isim ve anlam benzerliğine öykünen, onlarca sözcükle birlikte anılır. Hilakkui, Que, Kiklim, Sileks, Kiliks, Kilikia ve Cilicia, bunlardan sadece birkaçı… “Kilikya’ya Yolculuk” adlı kitabın yazarı Victor Langlois, “Kilik” sözcüğünün “manda” anlamına geldiğini, bölgede eskiden çok sayıda manda yetiştirildiğini ve dolayısıyla da “Kilikya” adının bu nedenle verildiğini yazar.

Başka bir efsaneye göre; Fenike kralı Agenor’un güzeller güzeli kızı Europa, boğa kılığına girmiş tanrılar kralı Zeus tarafından kaçırılır. Fenike kralı Agenor, kızını bulmaları için dört oğlunu, Europa’yı bulmaya gönderir.  Agenor’un dört oğlu Kadmos, Thasos, Poinix ve Kilix birlikte yola koyulurlar. Ancak ne yazık ki Europa’yı bulamazlar. Kralın oğlu Kilix, kardeşini bulamayınca, Kilikya bölgesinde kalmaya karar verir. Üstelik kendi adını da bölgeye vererek…

Yine; antik Yunan tarihçisi, filozof ve coğrafyacı Strabon Kilikya’yı; Ovalık Kilikya ve Dağlık Kilikya diye, ikiye ayırır. Kilikya, en kapsayıcı coğrafi tanım olarak, Alanya Burnu’ndan İskenderun Körfezi’ne kadar olan kesiti temsil eder. Ovalık Kilikya’nın günümüzdeki karşılığı, Çukurova’dır. Çukurova; Mersin, Adana, Osmaniye ve Hatay illerini de içine alan geniş bir coğrafyanın adıdır. Dağlık Kilikya ise, Alanya ile Mersin arasındaki dağlık kesimi kapsar.  Melas (Manavgat) Çayı’ndan Lamas (Limonlu) Çayı’na kadar olan Toros silsilesini oluşturur.

Kilikya’nın önemli antik kentleri;

Adaniia (Adana), Aigai (Yumurtalık), Aleksandreia (İskenderun), Anawarza (Anavarza), Anemourion (Anamur), Antiokheia (Hatay), Arsus (Uluçınar), Diokaisareia (Uzuncaburç), Elaioussa (Ayaş), Filaviopolis (Kadirli), İssos (İskenderun), Kalenderis (Aydıncık), Kastabala (Kadirli), Konytelis (Kanlıdivane), Korykos (Cennet-Cehennem), Magorsos (Karataş), Mallos (Kızıltahta), Mapsouhestion (Misis), Olba (Uzuncaburç), Seleukeia (Silifke), Sistium (Kozan Kalesi), Pompeipolis (Mezitli), Tarsi (Tarsus), Zephyrion (Mersin)’ dur.

Kilikya Bölgesi; Hristiyanlığın en önemli ve kutsal sayılan yerleşimlerinden olduğu gibi, kilise ve anıt eserlerine ev sahipliği yapmasıyla, hatta Hristiyanlık tarihi açısından büyük olaylara sahne olmasıyla da eşsiz bir şöhretin sahibidir. “Ben Kilikya’dan Tarsuslu bir Yahudi, ehemmiyetsiz olmayan bir şehrin ahalisindenim.” diyen Aziz Paul, dinlerin buluşma noktasını temsil eder kuşkusuz.

284
AHMET KARATAŞ
Diğer yazıları
ÇUKUROVA'DA EVVEL ZAMAN SEYYAHLARI 26.10.2018 tarihinde yayınlandı ve 2660 kez okundu.
2400 YIL ÖNCE TARSUS VE ÇEVRESİ 21.11.2018 tarihinde yayınlandı ve 3760 kez okundu.
ANTİK ÇAĞ YAZARI STRABON’UN İZİNDE ÇUKUROVA’DA SEYAHAT 11.01.2019 tarihinde yayınlandı ve 2416 kez okundu.
ADANA’NIN MİLLİ MÜCADELE DESTANI’NA TANIKLIK EDEN ÜÇ KARDEŞ: 28.02.2019 tarihinde yayınlandı ve 2661 kez okundu.
2. ABDÜLHAMİD FOTOĞRAF KOLEKSİYONU’NDA ADANA 12.01.2020 tarihinde yayınlandı ve 1224 kez okundu.
SEYHAN NEHRI’NIN GIZEMLI GERDANLIĞI: TAŞKÖPRÜ 11.02.2020 tarihinde yayınlandı ve 1362 kez okundu.
ADANA’DA BİR OSMANLI VALİSİ: ZİYA PAŞA YA DA ADANALININ TİYATROYLA İMTİHANI… 01.10.2020 tarihinde yayınlandı ve 220 kez okundu.
MISIRLI İBRAHİM PAŞA’NIN MENEMENCİOĞULLARI İLE İMTİHANI : GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ… 06.10.2020 tarihinde yayınlandı ve 134 kez okundu.