Üye Ol / Giriş yap


Gezi

BREZİLYA-ARJANTİN-PARAGUAY ÜÇGENİNDE BİR DOĞA HARİKASI; IGUAZÚ

Hüsamettin Akçay 23.08.2020

Nobel ödüllü Orhan Pamuk'un 'Yeni Hayat' adlı romanının ilk cümlesinde der ki;  “Bir gün bir kitap okudum, hayatım değişti”. Kanımca gezmek bir yaşayarak öğrenme ve kültürel derinlik kazanma olgusudur. Ben bunu “seyahat etmek evrim geçirmektir”, “yeni yerler gezip görmek,  görülebilecek rüyaların en muhteşemidir”diyorum.. Gidip gezmek, gezdiği yerlerde bildik dışı bir şeyler görebilmek, ölümlü insanoğlunun gerçekleştirmek istediği büyük bir özlemdir bir bakıma.  Gezip gördüğümüz yerlerdeki doğal güzelliklerin bize yeni güçler, düşünme ve yorumlama derinliği kazandırdığına inanıyorum. Gezdikçe, sadece insanlara değil, tüm canlılara saygı duymayı, doğayı koruma, onu kirletmeme gibi davranış biçimlerini geliştirmeyi öğrenirsiniz.

İşte bu yazımda değerli okuyuculara dünyanın eşsiz bir mekânını bildik yer yapayım, tanış edeyim istedim.

IGUAZÚ ŞELALESİ

Paraná, Güney Amerika'da Amazon Nehri'nden sonra ikinci en büyük akarsu. Orta Brezilya'nın güneydoğu kesimindeki platodan doğan nehir genellikle güney yönünde akarak 4.880 km'lik bir yoldan sonra Uruguay Nehriyle birleşerek Atlas Okyanusu kıyısında geniş Río de la Plata Halicini oluşturur. Brezilya'nın güneydoğusunda, Paraguay'da, Bolivya'nın doğu kesiminde ve Arjantin'in kuzey kesiminde harikalar yaratır. İguazu, Yguazu yerli Maya Guarani dilinde “büyük su” demektir. İki farklı nehrin (Irai ve Atuba) Curitiba şehri yakınlarında birleşmesinden oluşur.

İguazu, Parana nehrine dökülmeden önceki son kilometrelerinde Arjantin (Misiones eyaleti) ile Brezilya (Parana eyaleti) arasında sınır, Brezilya tarafındaki Cataratas do Iguaçu, Arjantin tarafında ise Cataratas del Iguazu adıyla anılan muhteşem şelaleler zincirini oluşturuyor. Parana, Güney Amerika’nın Amazondan sonra 2. dünyanın da 10. büyük nehri. Şelale adı “dostluk köprüsü” olan bir köprü ile iki ülkeyi bağlıyor. Bir yanında (Brezilya) Foz do Iguaçu, diğer yanında (Arjantin) Puerto Iguazú şehirleri var. Şelalelerin bir kısmı Brezilya tarafında ama daha büyük kısmı görkemli "Şeytan Gırtlağı"na geçiş imkânının da bulunduğu Arjantin tarafında. İki yakaya yayılan bölgenin tamamı milli park ilan edilmiş ve 1984 yılında UNESCO tarafından "Dünya mirası" listesine alınmış. İguazú Şelalesi İsviçre doğa vakfı “New7Wonders” tarafından dünya çapında düzenlenen anket sonucunda Dünyanın yeni 7 Doğa Harikası arasında geçici (kesin olmayan) listeye girebilmiş.

150 milyon yıl önce oluşan bu doğa harikası, Portekiz Álvar Núñez Cabeza de Vaca tarafından1541’de keşfedilmiş.

Şelaler zincir öylesine muhteşem ve etkileyici ki, bir gezisi sırasında dönemin ABD başkanının eşi Eleanor Roosevelt’in bu doğa mucizesine bakarak: "Ooo,Our Poor Niagara" (Ah! Bizim zavallı Niagara!) dediği söylenir. Yaklaşık 80 metreden daha yüksek bir noktadan dökülen ve 14 şelalenin birlikte aktığı “Şeytan Gırtlağı (Garganta del Diablo)”, İgouazu’nun en büyüleyici kısmıdır. Burada güneş ışığının devasa suların yarattığı buhar ortamında kırılmasından dolayı daima muhteşem bir gökkuşağı meydana gelmektedir.

Milli Parka “PQ National” etiketli otobüsle gidiliyor. Şelale giriş ücretini ödeyerek Milli Parkın değişik noktalarına götüren ücretsiz gezi otobüsüne biniyor ve üçüncü durakta (Otel Tropical durağı) iniliyor. Bundan sonra şelalelerin çıkardığı müthiş uğultu arasında yürüyerek, resim çekerek 1200 m’lik yürüyüş patikasının Şeytan Boğazının tam karşısına şelalelerin en ihtişamlı yerine ulaşılıyor. Gezi sırasında şelaleden kaynaklanan yağışlı bölgelerden geçilmesi gerekiyor bu nedenle yağmurlukları unutmamak gerekir. Yürüyüş boyunca inanılmaz kareler yakalıyorsunuz. Yol boyunca rakunaya benzeyen Iguaçu’nun yaramaz sakinleri olan sırnaşık kayotileri bolca görüyorsunuz. Elinizde yiyecek bir şey var mı diye peşinize düşecek kadar insanlara alışmışlar.

2002 de Niagara şelalesini ve 2013 de Foz de Iguaçu şelalesini gezdim. Belki Niagara Şelalesi daha ünlü olabilir ama Foz do Iguaçu şelalesi daha büyük, daha geniş alana yayılmış ve kesinlikle daha etkileyici geldi bana. Şelaleler Bölgesinde muazzam bir gürültü ve görsel manzara var. Gezginlerin bir anda gördükleri ve duydukları karşısında şoka girmemesi için etrafa çeşitli uyarı tabelaları asılmış. Yaşadığımız şokla bakakalıyoruz etrafa... Hâlbuki durduğumuz yer daha bölgenin başlangıcı. İlerledikçe gördüklerimiz daha doğrusu gözlerimizin gördüğünün bize hissettirdikleri anlatılamaz. Her şeyin insan tarafından tasarlandığı şehirlerde yaşadığımızdan ve doğal olarak ta her şeyin kontrolümüzde olduğunu düşündüğümüzden insan kendini 'her şeyin efendisi' yanılsamasına kaptırabiliyor. Burada gezmek kesinlikle her insanı kendine getiriyor adeta. Diyebileceğim şu ki; kişinin farklı düşünmesini, haddini bilmesini öğretiyor bu şelale. Doğanın bu devasa ölçekli gösterisi, muazzamlığı ve büyüleyiciliği karşısında saygıyla eğiliyorsunuz sadece. İguazu Şelalelerinin bizde yarattığı his bu oldu. Bu yürüyüş meditasyon gibi geldi bize. Nasıl da ihtiyacımız varmış böyle bir anı yaşamaya. Orası benim farkındalığımı dürten, beni o ana hapseden ve o andan başka hiç bir şey düşündürtmeyen bir yer olarak kişisel hafızama kazındı. Gezginlerin burayı görmesi şart kanımca.

Dünyanın en muhteşem şelalesi için değişik efsaneler türetilmiş. Birisi şöyle: “Efsaneye göre yöredeki bir tanrı, Naipí adlı güzel bir kadınla evlenmek ister. Oysa Naipi başkasına âşık. Bir gün Naipí ölümlü sevgilisi Tarobá ile bir kanoya binerek kaçar. Naipí’ye hiddetlenen tanrı nehri bölerek şelaleleri yaratır ve âşıkları sonsuza dek sürecek bir düşüşe mahkûm eder.”

Diğeri; Guarani kültüründe Iguazu’nun bir aşk hikâyesi sonucu oluştuğu efsane; “Iguazu nehrinde Mboi adında dev bir yılan yaşarmış. Her yıl köylüler Mboi’ye törenle genç bir kızı kurban ederlermiş. Kurban törenini izlemeye bütün kabileler katılırmış. Yine böyle bir seremoni öncesi çevre kabilelerden genç bir delikanlı olan Taroba o yıl kurban olarak seçilen Naipi’ye âşık olmuş ve kurban edilmesini önlemek için onu kaçırmış. Bunu öğrenen Mboi çok öfkelenmiş ve genç âşıkları engellemek için nehrin altında kıvrılarak etraftaki kayaları çatlatmış, kayaların kırılmasıyla Iguzau şelaleleri oluşmuş. Genç âşıkları cezalandırmak için de onları nehrin iki yakasında birbirine bakan ağaçlara dönüştürmüş. Devasa ağaçlar nehrin iki yakasında karşılıklı duruyor derler. Bu öyküde akan şelale suları Naipi’nin uzun saçlarını temsil ediyormuş. Mboi ise Şeytanın Boğazı adı verilen en büyük şelalenin altında saklanmaktaymış. Sıkça oluşan gökkuşağı köprüsü iki sevgiliyi kavuşturuyormuş. Gökkuşağının renkleri ise aşkın güzelliğini temsil ediyormuş.”

Iguaçu Milli Parkı’nda 400.000’den fazla değişik tür ağaç, jaguar, puma, büyük burunlu kayman (timsahın akrabası), bordo memeli amazon, harpy kartalı, yaban kedisi, tapir, rakun, tamandua, peroba-rosa, ariticum, araucaria çamı ve az bilinen diğer birçok hayvan ve bitki türü yaşadığını, bunlardan bazılarını görerek, öğreniyoruz.

Foz de Iguaçu’daki Brezilya’nın meşhur et lokantalarından “Rua Eng. Rebouças’daki Bufalo Branco” da bir akşam yemeğinde Churrascaria “doyana kadar ye” servisi aldık. Müthiş bir şölen, siz masanızdayken değişik etleri gezdiren garsonlar istediğiniz kadar tabağınıza kesip servis yapıyorlar. Patlayana kadar yiyebilirsiniz, ete ödeyeceğiniz fiyat değişmiyor. Etler dışında tarçınlı kızarmış ananasa bayıldık. Etin yanına çok yakışıyor. Nefis tropikal içeceklerle beraber o günkü parayla 2 kişi 110 R$ ödedik, yani 110 TL!

Ertesi gün otobüsle Arjantin tarafına, Puerto Iguazu’ya geçtik. Sınırın Brezilya tarafındaki gişelere geldiğimizde sürücü bize inmemizi işaret etti. İnerken elimize bir fiş tutuşturdu ve diğer yolcularla basıp gitti. İlk başta anlayamadık ama verdiği fiş daha sonra gelen otobüse binebilmemiz içinmiş. Brezilya çıkış damgamız vurulduktan sonra 15 dakikalık bir bekleme sonunda yeni gelen büyük otobüse bindik. Brezilya ve Arjantin arasındaki köprüden geçerken fiziki anlamda da Arjantin’e girişimizi yapmış olduk ve bu bizim için gerçekten ilginç bir tecrübe oldu. Şelalenin Arjantin tarafının Brezilya tarafından daha güzel ve zengin olduğunu fark ettik. Örneğin Brezilya tarafındaki gibi panoramik seyretmekten ziyade Arjantin tarafında şelalelere bir kol mesafesi kadar yaklaşabildiğiniz yerler var. Arjantin tarafı da aynı Brezilya tarafı gibi Ulusal Park. Girer girmez Parkı ve şelale bölgesini baştan sona nasıl gezebileceğinizi gösteren dev haritalarla karşılaşıyorsunuz. Haritaların başından da sizin tercihinize göre rota belirleyen görevliler var. İstediğiniz aktiviteyi bu görevlilerle konuştuktan sonra planlayıp satın alıyorsunuz. Tüm programı yapmak gerçekten acayip yorucu zira Park’ın büyük kısmını yürüyerek gezmek durumundasınız. Şeytan Boğazı’na geldiğinizde iskelelerde yürüyerek şelaleye iyice yaklaşabilirsiniz. Ancak iskelenin ucuna giderken havada uçuşan püsküren ince sularla sırılsıklam olabilirsiniz. Özellikle fotoğraf makinanızı korumayı unutmayın. En iyisi bir sualtı koruyucu kabı bulundurun. Böylece çekime devam edebilirsiniz. Buharlaşarak yükselen sular o kadar ihtişamlı ki, uçakla buraya inişimiz sırasında yangın dumanı gibi bir şey gördüğümüzü sanmıştık. Hâlbuki duman sandığımız şey su buharı bulutuymuş! İskeleyi bitirdikten sonra asansörle manzarayı daha iyi görebileceğimiz yukarı noktaya çıktık. Arjantin tarafında Natioanal Park içinde botlarla şelalelerin altında, her bir yanınızdan adrenalin fışkırtan, ürkütücü ve tehlikeli tura katılmak veya Parana nehrinde şelalelerin de gürültüsünden uzak, insana özgü hiçbir gürültünün bulunmadığı, yalnızca etraftaki hayvanların, doğanın sesini duyduğunuz adeta bir büyüleyici bir meditasyon turu yapmak gezinin can alıcı kısmıydı.

Puerto de Iguazu kasabasında yerli Guarani kültürünün izlerine hala rastlamak mümkün. Yerliler genelde yaptıkları el işlerini satarak geçimlerini sağlıyor ve Avrupalı sömürgecilerin soykırımından geriye kalanlar kasabanın yakınındaki “aldeada” adı verilen koruma altındaki bölgede yaşıyorlar.

Pasaportsuz gidilen Paraguay’ın serbest bölgesi olan  CİUDAD DEL ESTE şehrine belediye otobüsü ile yaklaşık 2 TL ödeyerek gidiliyor. Urbano terminalinin önünden kalkan üzerinde Paraguay yazan otobüsler sadece 15 dakikada dostluk köprüsünden geçerek Ciudad del Este’ye ulaşıyor. Serbest bölge olan bu Paraguay şehrinin ticaretine Lübnanlı Arapların egemen olduğunu öğreniyoruz. Şehirde binlerce işportacı ve pasajlar içinde kümelenmiş toptancı dükkânları var. Günlük iş hacminin 1 milyon $ olduğunu duyunca çok şaşırdık. Ne yazık ki yerli halkın payı çok ama çok azmış. Ne isterseniz var ve göreceli olarak çok ucuz. Taklit markaların, Çin ürünlerinin binlercesi serbest olarak satılıyor. Buralarda da Türkler yer edinmiş hatta Türk dönercisi bile var. Daha da ilginç olan sokaklar türbanlılarla dolu! Bunu, kentin 60 bin nüfusunun 30 bininin Lübnanlı olduğuyla açıkladı bir yerli! İguaçu şelale gezisine katılan turistlerin sıklıkla yaptığı bir etkinlik de Paraguay’ı gezme turu. Sınır bölgesinde öyle gezilip görülecek yerler yok, niye gidiyor bu insanlar diye azıcık araştırdım. Amaç Paraguay’ı gezmek değil ucuz elektronik eşya ve parfüm almakmış meğer!

Her yönüyle tam bir doğa harikası olan Iguazu şelaleleri gezimizin tadı damağımızda kaldı, hatta aklımızdan hiç çıkmayan iz bıraktı diyebilirim. Dünyada en fazla kuş ve kelebek türünü barındıran, vahşi hayvanların yaşadığı ve belgesellere konu olabilecek ihtişamıyla ülkemize çok uzaklarda ama az-çok dünyada pek çok yerler görmüş biri olarak ölmeden önce görülmesi gereken yerler listenizde mutlaka ama mutlaka yer alsın derim. Iguazu şelaleleri çok filme stüdyo olmuş, sinemaseverlerin hemen hatırlayacağı Robert de Niro'nun Mission filmi de burada çekilmiş, onu da söylemeden bitirmeyim…

Onların diliyle “Adeus Amigos!”

267
Yorum yap


Hüsamettin Akçay
Diğer yazıları
PASİFİKTE CENNETTEN BİR KÖŞE : HAWAİİ 13.08.2020 tarihinde yayınlandı ve 413 kez okundu.
İÇ EGE’DE BİR YANIK ÜLKE: KULA 13.08.2020 tarihinde yayınlandı ve 513 kez okundu.
ANADOLU’DA BİR DOĞA MUCİZESİ… KAPADOKYA... 30.08.2020 tarihinde yayınlandı ve 456 kez okundu.