Üye Ol / Giriş yap


Gezi Rotaları

AKDENİZ GÜNLÜKLERİ

UTKU TANSUG 10.12.2018

Akdeniz’de Sonbahar

Son yıllarda her ilkbahar ve her sonbahar motosikletimi yüklüyor Akdeniz boyunca rotasız, düşüyorum yollara.  Sonbaharın da ilkbaharın da tadı ayrı. Tatil yöreleri tenha sevimli kasabalara dönüşüyor. Geçimini sadece turizmden kazanan kimisi, tamamıyla ıssızlığa terk ediliyor. 

Kasım ayının tamamını Akdeniz kıyı bölgesinde ve kamp yaparak geçirdim. Kasım ayı boyunca Akdeniz illerinde ortalama sıcaklık 21,5 derece. Kasım ayının 6-7 günü, yazı aratmayacak havalarda denize girdim. Ve yağış nedeniyle yürüyüş ve seyahat programımı sadece 3 gün için duraklatmam icap etti.  Anlayacağınız zannedilenin aksine Kasım ayı Akdeniz’de seyahat etmek için son derece uygun bir periyot.

(Adana- Antalya Yolundan Mamure Kalesi ve Anamur'un görünüşü)

Anamur’a Doğru

Güneşli ve sıcak bir günde start veriyorum yoluma. Silifke’den Gazipaşa’ya kadar uzanan Doğu Akdeniz kıyı şeridi memleketin sürüş keyfi en güzel, en manzaralı güzergahlarından biri. Eskiden bu yol, bir kamyonun arkasına denk gelecek olursanız bitmek bilmezdi. Virajlar o kadar sertti ki, çoğu virajda otobüs ve kamyonlar kenara çeker bir birine yol vermek zorunda kalırdı. Son yıllarda hız kazanan karayolu genişletme çalışmalarının neticesinde, Anamur- Gazipaşa arasında kalan kısa bir etap dışında duble yola dönmüş durumda. Tünellerin önemli bir kısmı da tamamlandı. Ancak tabi tüneller ve yeni duble yol, eskiden olduğu gibi kıyı şeridini şaşmaksızın takip etmiyor. Bu da eski seyir zevkini, sürüş hız ve güvenliği lehinde düşürüyor. Yolun, denize hakim en güzel noktalarında gözlemeciler mesken tutmuş. Her birinin önünde de hevenk hevenk yerli muz asılmış.   Özellikle bu yoldan ilk defa geçiyorsanız tavsiyem,  hiç acele etmeden, bol bol mola verip Akdeniz’i iliklerinize kadar hissederek yolu kat etmeniz.

Adana’dan batıya direksiyon salladığınızda Mersin’e kadar Çukurova’yı takip edersiniz. Mersin’in Erdemli ilçesiyle beraber Doğu Akdeniz yerleşimleri, bir birlerine kısa aralıklarla Akdeniz’e inci inci dizilir. Kız Kalesi, Silifke, Taşucu Yeşilova, Aydıncık, Bozyazı…  Doğu Akdeniz’in, batının aksine ekonomisini çoğunlukla tarıma dayamış yerleşimleri…Güneşle yoğrulan bu kasabaların her biri, dağların deniz kıyı çizgisinin hemen yanıbaşında sarp bir şekilde uzandığı, akarsuların bir ovaya yer açtığı hinterlandlarda kurulmuş. Ova ne kadar genişse, yerleşim de o kadar büyük. Ova ne kadar büyükse, tarım ve onun beslediği nüfus o kadar geniş.

(Kız Kalesi)

Anamur Antik Kenti

(Anemurium Antik Kenti)

Gün kararmasına yakın Anamur’a geliyorum. Bu gece kampımı Anamur Antik Kenti’nin içerisinde atmaya niyetleniyorum. Anamurium, deniz kıyısında oldukça büyük bir antik şehir.   Kapıda görevli bir abla var. Niyetimi açık ettiğimde bana, içeride kamp atmanın yasak olduğunu söylüyor.  3. Defa gittiğim ören yerinde hızlıca bir tur atıyor, kenti terk ederken görevli ablanın antik şehrin hemen sınırında, deniz kenarında kamp yapabileceğime dair işaret ettiği alana gidiyorum. Kıyının gerisindeki koruluk alanı es geçiyor, gözüme eski bir taş evin tek duvar kalıntısının bir kenarında, denize 20 metre uzaklıkta, yumuşacık kumların üzerinde bir köşe kestiriyor, çadırımı bile açmadan yerleşiyor, kamp yükümü serpiyorum.  Akşam yemeği için Anamur şehir merkezine gidiyorum. Asmaaaltı Lokantası gayet güzel ev yemekleri yapan bir esnaf lokantası. Karnımı bir güzel doyurup sahil kenarındaki gazinolardan birine oturup çay söylüyor, elektronik cihazlarımı şarj ediyorum.

Kamp kurduğum yere geri döndüğümde,  Anamurium Antik Şehrini yıldızların ışıklarıyla parıl parıl parlarken buluyorum. Bir yandan da  2 kilometre uzağımdaki Anamur Burnu’ndaki deniz feneri esip geçiyor benim yönümde. Açık havada uyku tulumumun içinde yıldızların tam altındayım ve gözlerim kapanıyor! 

Gün batarken vardığım Anamurium’u gün doğumunda gezmek üzere sabahın ilk ışıklarında ayaktayım.  Berisine matımı yerleşip uyuduğum antik duvar kalıntısı tam da antik şehir harabelerinin başladığı nokta.  Anamurium’da dalgalar kıyıyı döğüyor ve ben, Roma İmparatorluğu ve Kommagane Krallığı zamanında, MS 7 YY’da Arap istilasına dek bölgenin doğal kaynaklarının yüklendiği bu antik liman kentinin, tiyatro ve hamamlarının kalıntıları  arasında gezinirken güneş, denizin üstünden ağır ağır doğuşa geçiyor. Kentin yamaç üstüne kurulu eteklerinde yüzlerce yapı kalıntısı, sahilden tepenin üstlerine kadar uzayan hatta, şehir surlarının kalıntıları var.  Kumsalın en batısından patikayı takiben yükselmeye başladığınızda antik şehrin bütünü birden tek celsede gözler önüne seriliyor.  Aynı karede hem Anamur harabelerini hem de  bugünkü Anamur ilçesini 20. YY kent mimarisinin hakim beyaz fonu önünde görmek çarpıcı. Üstelik aynı kareye,  21. YY Türkiyesi’nin çok katlı TOKİ bloklarıyla Anamur’un “Ören” semti de misafir oluyor.  İnsan, hangisinin, bulgulara göre en yakın ihtimalle M.Ö 4 YYdan kalma Anamurium’un mu yoksa sırasıyla  20 ve 21YY insan yapıları olan Anamur ve Ören yerleşimlerinin mi, söz gelimi 25. YY’ı karşılayacağına dair düşünmeden edemiyor.

Kumsalın batı ucunda buruna doğru yükselerek devam eden patikayı izliyorum.  Bu patika beni 1910’da Fransızlar tarafından yapılmış ve o gün bugündür, Anadolu Yarımadası’nın bu en güney noktasından geçen gemicilere işaret vermeye devam eden deniz fenerine ulaştıracak.  O meşhur deniz feneri klişesinde olduğu gibi rüzgarın esintisinde bir haşinlik var. Bir rastlantı değil “Anamurium”un “rüzgarlı burun” anlamına gelmesi!

Benim gibi meraklıysanız, deniz fenerinin hemen önündeki kayalıklardan hoplaya zıplaya, bir 50 metre daha zorlu bir yürüyüş yapar, ve ulaşabildiğiniz en son kayanın üstünde “işte şimdi memlekette benden güneyde kimse yok!”  heyecanı yaşayabilirsiniz!

 

 

 

(Anemurium su kemerleri ve anıt mezarlar)

Tepeden kumsala kadar inerek şehri bölen antik surların gedik verdiği bir noktadan kesiyor, Anamurium’u  güneyinde yükselen tepenin yamaçlarından uzanan bir patikayı takiben,  bulgulara göre 350 civarında olduğu ortaya çıkan anıtmezarlarla çevrelenmiş antik şehri, ara sokaklarından yürüyerek geride bırakıyorum. Ören yerine giden yolun bariyerli girişine, yukardan iniyor, sabah kimsecikler yokken, kumsaldan giriş yaptığım ören yerinin gişesinden sorumlu Sabiha Abla'yla günaydınlaşıyor, sabahki turumu özetliyorum.  

Anamur Mutfağı

Sabiha Abla, iki arkadaşıyla beraber ören yerinin giriş kapısının hemen kenarında bir masada oturmuş kahvaltı ediyor.  Selamlaşmamla beni kahvaltıya davet ediyor, önüme sıcacık çayımı koyuveriyorlar.   Kahvaltıda pişi var!  Değil evde, dışarda bile zar zor bulacağınız bu lezzeti, Sabiha Abla’nın ablası evde yapıp getirmiş. Güne bundan güzel başlangıç olabilir mi? Ablaları yakalamışken, Anamur yemekleri üzerinde uzun uzun sohbet ediyoruz.  İlgi duyduğumu görünce 3 kadın büyük bir heyecanla bana yerel yemekleri anlatıyorlar.

Önce  “Gölevez” den bahis açıyorlar şevkle. Gölevez, patatese benzer bir sebze.  Mısır ve soğanla yahnisini yapıyorlar. Öyle bir anlatıyorlar ki, hayatımda ismini bile duymamış olsam da yemiş kadar oluyorum. Sonradan araştırma yaptığımda öğreniyorum ki, Türkiye’de Kıbrıs patatesi de denilen, besin değerleri, özellikle potasyum açısından zengin bu sebze esasen Güney Hindistan ve Afrika gibi tropik bölgelerde yetişiyor ve “kolokas” adıyla da biliniyor. Gölevez sadece, muz ve avakado gibi mahsullerin de yetişmesine imkan tanıyan subtropik iklimiyle Türkiye’nin bu en güney kıyı şeridinde ve bilhassa Anamur’da yetişiyor.   Anlayacağınız Anamurlu ablalar, gölevezi ayrı bir yere koymakta haklı gözüküyor.

Çukurova’da “kısır” olarak bilinen yemeğin,  fıstık ve susamla beraber,  çeşitli taze yeşillikler de eklenerek, soğuk çorba kıvamında bir servis şekli var. Bu yemeğin ismi “Batırık”. 

Bir de “Samsıra” var. Üzüm pekmezi ve susam beraber kaynatılarak yapılan bir tatlı. Fıstık ve fındık ilavesiyle servis yapılıyor.  Yazık ki bu bölgeye özgü bu enfes yemekleri Anamur’da herhangi bir lokantada yemek mümkün değil. Aceleniz hiç yoksa ve kendinizi doğru zamanda bir Anamurlu’nun evine davet edilmiş bulmamanız kaydıyla.  Anamurim Antik Şehrinin giriş kapısının yanıbaşındaki ağaçların gölgesindeki  masamıza serpiştirilmiş,  köy işi pişi ve ev mahsulü bahçe zeytininden müstakil kahvaltımızı ederken kendi adıma bu sabahki nasibimden bir hayli memnunum.  Yöresel spesiyaller gölevez, batırık ve samsıranın tadına Anamur’u bir sonraki ziyaretimde bakmak durumunda kalmaktan da… 

 

Köşekbükü Mağarası

Kahvaltıdan sonra, önceki Anamur seyahatlerimde yolumu hiç düşürmediğim bir yer kestiriyorum gözüme.  Dev muz seralarıyla kaplı Anamur ovası bitip de engebe başlar başlamaz bitki örtüsü yerini ormanlara bırakıyor.  Köşekbükü Mağarası, Anamur'un 9 km kuzeybatısında, seraların yerini ormanlara terk ettiği noktada, 2000 yıllık bir geçmişe sahip…    Sıcaklığın yaz-kış 18 derecede sabitlendiği mağara astım hastalarına iyi geliyormuş. Yakın zamanda mağara ışıklandırılmış, merdivenler monte edilmiş ve hali hazırda rahatlıkla gezilebilir durumda. Köşekbükü, Anamur’da yer alan mağaracılık açısından ciddi önem taşıyan birçok  mağaradan yalnızca biri. Örneğin Çukurpınar mağarası dünyanın en derin ikinci mağarası olarak kayda geçmiş. Bir de Anamur’Un 60 km doğusundaki Aydıncık kasabasında yer alan Gilindere (Aynalı Göl) mağarası var. “Dünyanın sekizinci harikası” diye tanıtılan mağara, anayoldan birkaç kilometre içeride ve kesinlikle görmeye değer.    

Muz Diyarı

Anamur ve batı komşusu Antalya’nın Gazipaşa ilçesinin kıyı şeridinde  alabildiğine muz plantasyonları var. Anamur’un 30 km  batısındaki Uçarı ve Demirören köylerinde anayoldan denize inen toprak yollardan birine saparsanız kendinizi uçsuz bucaksız muz çiftliklerinde bulabilirsiniz. Kasımdan itibaren birkaç ay boyunca devam eden  muz hasadına denk gelebilirsiniz.  Yollar dar ve bozuk ancak aracınıza ve kendinize güveniyorsanız  Uçarı’dan Yakacık’a kadar dağ yamaçları ve kıyı boyunca uzanan yola girmenizi  öneririm. Yol akıl almaz güzellikte birkaç kumsaldan da geçiyor. 

Yeri gelmişken, muzun yanında Türkiye’deki çileğin büyük kısmı da Anamur’dan geliyor.  Son yıllarda avakoda, altın çilek gibi daha birçok tropik ağaç,  bölgenin ekstra ılıman ikliminden faydalanarak  meyve veriyor.

Mamure Kalesi

Anamur Çayı’nın beslediği Anamur Ovası kıyılarının batı ucunda Anamurium, doğu ucunda ise Mamure Kalesi var. Mamure Kalesi Anadolu’nun en sevdiğim kalelerinden biri. Denize sıfır konumlanmış kaleyi, bölgeye her yerleşen elden geçirmiş. Kilikya Ermeni Krallığı 4 YY’da eski bir Roma Kalesinin üzerine inşa etmiş. Ardından Bizans ve Haçlılar el atmış, Selçuklular 1221’de iyice büyütmüş, Karamanoğlu Mahmut Bey “ Mamure” ismini vermiş. Sonra da Osmanlı’nın elinde birkaç kez restore edilmiş, kervansaray olarak bile kullanılmış.  Kale’nin bir kısmı yakın zamanda epey tartışmalı bir restorasyondan geçti, yepyeni oldu! Doğu tarafı ise hala tüm otantikliğini koruyor. Kaleye kapısından değil de sahilden giriş yaparsanız kalenin büyüleyici harabelerini daha iyi gözlemleme şansınız olacağı gibi, daha otantik bir deneyim yaşayabilirsiniz.

Deniz Kaplumbağaları ve Akdeniz Foku

Bunun için kalenin batısındaki kumsala ulaşmanız gerekiyor. Kalenin hemen yanıbaşında iki tane camping var.  Dragon Motel’de hem kalacak ahşap evler var hem de önündeki kamp alanı yıllardan beri yerli ve yabancı karavancıların yaz-kış uğrak yeri. Yazları Pervin Abla ilgileniyor, kışları ise Pervin Abla’nın annesi sürekli orada yaşıyor.  Kumsalın hemen berisinde yüksek ağaçların gölgesinde keyifli bir yer. Bu kumsalın bir güzelliği de mevsiminde deniz kaplumbağalarının buraya yumurtalarını bırakıyor olması. Mayıstan itibaren yumurtalarını bırakmak üzere kumsala çıkarma yapan deniz kaplumbağalarını, ağustostan ve eylül sonuna kadar da yumurtalarından çıkıp denize ulaşmaya çalışan minik yavruları görme şansınız var. Eylülün birinde Dragon’da çadırımı kurmuş, gece vakti, yumurtlama alanlarını işaretlemek ve korumak amacıyla yerleştirilen kafeslerden birinin başına uzanmış, yıldızları izliyordum. Birden kumların içinde hışırtılar duydum. Fenerimi açtığımda karşılaştığım manzarayı hayatım boyunca unutmam mümkün değil.   Yanı başımda kumun içinden  mini minnacık deniz kaplumbağaları adeta fışkırıyordu. Ben fenerle şaşkınlıkla bakarken minikler feneri takip etmeye başlamıştı bile. Şaşkınlığımı atmadan evvel ardımda bir kaplumbağa ordusuyla denize doğru yürüdüm ve fenerimi kapattım. O gece ve ertesi sabah, hiç sıkılmadan onlarca kaplumbağanın denizle buluşmasını izledim. Tam denize kavuştuğunda, bir dalga kıyıya kadar geri çıkarıyor yavruyu. Ve minik yüzgeçleriyle tekrar başlıyor kaplumbağanın mücadelesi. Onlarca kez tekrarlanıyor bu.  Yumurtadan çıkan her 1000 deniz kaplumbağasından sadece bir tanesi ergenliğe kavuşuyor. Onun için dünya popülasyonu bir hayli az. Karada tilki, çakal, kuş ve elbette insanoğlu gibi düşmanları var. Denizde de büyük balıklar. Bir kısmı da güneşin altında, daha denize ulaşamadan bitkin düşüp kızarıyor. İşte böylelerine el atmak caizdir diyerekten pili bitmiş, öleyazmış birkaç yavruya da deniz suyuyla müdahale etmeden duramıyorum. Anamur kıyılarının nesli tehdit altında olan tek türü kaplumbağalar değil bu arada. Yeryüzünde kalan son 600 Akdeniz fokunun birkaçı,   ilçenin ıssız kıyı kayalıklarında yavrusunu emziriyor olabilir. Rast gelmeniz çok zor ama 300 kiloya varan cüssesi ve 2-3 metre boyuyla bu sevimli deniz memelisini gözden kaçırmanız olanaksız!

(Mamure Kalesi'nin içi)

Gelelim Mamure Kalesi’ne. En iyisi Dragon Camping’de bir gece geçirmek. Ama buna vakit ayıramıyorsanız da Dragon Camping’den yürüyüş yapmak için izin isteyerek kıyıdan Mamure Kalesi’ne yürürseniz, kale duvarlarının gedik verdiği yere doğru çıkan patikayı gözden kaçırma şansınız yok. Patika sizi kalenin restore edilmemiş otantik kısmına çıkarıyor. Kaleye bu arka kapıdan girmek, buradan Anamur’u yüksekten izlemek buraya her yolum düştüğünde, mümkünse sabahın ilk ışıklarında gerçekleştirdiğim bir ritüel.  Kumsaldan kalenin duvarları boyunca devam edince Kale’nin restore edilmiş kısmını tüm büyüleyiciliğiyle deniz tarafından görmeniz de mümkün.  Kale gezintinizden sonra şnorkelinizi takıp kalenin hemen açığında, deniz kuşlarının yuva edindiği adacığa yüzmeyi de unutmayın. Kayalıklarda güzel bir deniz yaşamı var.

Deniz keyfi için Pullu Milli Parkı da uygun bir nokta. Bu güzel kumsal Anamur’dan Adana istikametine doğru birkaç kilometre ileride. Karavan ve kamplı konaklama için de elverişli.

Türkiye’nin Akdeniz’in sahillerinin en güneyinde yer alan Anamur, tarih doğa ve kumsallarıyla, ana akım turizmin dışında keşiflere susayanlar için heyecanlı verici bir nokta. Alanya Gazipaşa havalimanının hizmete girmesinden önce en yakın havalimanına 4 saati aşkın mesafede yer alması ve büyük şehirlerin uzağında konumlanması, Türkiye’nin son yıllardaki iç turizm patlamasından Anamur’un nasibini almasını geciktirmeye- şimdilik- devam ediyor.

Kaynakça, Ek Okuma ve Linkler

  • Anamurium Antik Kenti

http://www.mersinkulturturizm.gov.tr/TR-73139/anamur.html

  • Batırık Tarifi 

http://www.yasemin.com/foto-galeri/51786-mersin-usulu-batirik-tarifi/p1

  • Samsıra Tarifi

https://senayarpacioglul.blogspot.com/2017/12/samsira-nasil-yapilir-dogal-tatli.html

  • Deniz Kaplumbağaları

https://www.wwf.org.tr/ne_yapiyoruz/doga_koruma/turler/deniz_kaplumbaas/

  • Anamur Dragon Camping

http://www.anamurdragonmotel.com/

Fotoğraflar; S.Haluk Uygur, Gölevez fotoğrafı; internet (tarlasera)

1738
Yorum yap


UTKU TANSUG
Diğer yazıları
SEYYAHIN SIRT ÇANTASI 29.01.2019 tarihinde yayınlandı ve 1676 kez okundu.
İYON KENTLERININ PEŞI SIRA EGE 24.05.2019 tarihinde yayınlandı ve 2293 kez okundu.
BIR BEN GEÇTIM KOPENHAG’DAN 16.07.2019 tarihinde yayınlandı ve 1507 kez okundu.